Gifi+ okuyucularına özel olarak bundan böyle her pazartesi kaleme alacağım köşe yazılarında, girişimcilik ekosisteminin sadece parlayan taraflarını değil, görünmeyen taraflarını da konuşmak istiyorum. Çünkü bir ekosistemi gerçekten sevmek, sadece alkışlamakla olmaz. Bazen onu uyarmak, bazen yüzleşmeye davet etmek, bazen de herkesin bildiği ama pek az kişinin yüksek sesle söylediği meseleleri masaya koymak gerekir.
Ben girişimcilik ekosistemine yıllarını vermiş, etkinlikler düzenlemiş, girişimcilerle aynı masaya oturmuş, yatırımcılarla konuşmuş, teknoparkları, TEKMER’leri, hızlandırma programlarını, fonları, melek yatırım ağlarını, kamu kurumlarını, özel sektör temsilcilerini yakından gözlemlemiş biri olarak şunu çok net söyleyebilirim:
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi büyüyor.
Ama aynı hızla derinleşiyor mu?
Aynı hızla adil hale geliyor mu?
Aynı hızla yeni insanlara alan açıyor mu?
İşte orada ciddi bir soru işareti var.
Evet, artık daha fazla etkinlik var. Daha fazla panel var. Daha fazla hızlandırma programı var. Daha fazla yatırım haberi duyuyoruz. Daha fazla girişimci sahneye çıkıyor gibi görünüyor. Daha fazla kurum “girişimcilik” kelimesini strateji belgelerine yazıyor. Bunların tamamı kıymetli. Haksızlık etmeyelim. Bugün geldiğimiz nokta, on yıl önceki noktadan çok daha ileride.
Ama aynı zamanda başka bir gerçek daha var.
Ekosistemin içinde görünmeyen gruplaşmalar var.
Bazı kapılar hep aynı insanlara açılıyor.
Bazı sahnelerde hep aynı yüzleri görüyoruz.
Bazı mikrofonlar hep aynı kişilerin önüne konuyor.
Bazı kurumlar, bazı isimleri ekosistemin doğal temsilcisi gibi konumlandırıyor.
Bazı girişimciler ise daha yola çıkmadan, bu görünmez ilişkiler ağının dışında kaldığı için kendini yalnız hissediyor.
İşte bu yazı, tam da bu meseleye dair bir yüzleşme çağrısıdır.
Bu yazı kimseyi hedef almak için değil, hepimizi daha iyi bir ekosistem kültürüne davet etmek için yazıldı. Çünkü mesele kişiler değil, alışkanlıklar. Mesele kurumlar değil, kültür. Mesele birkaç panel ya da birkaç etkinlik değil, yıllar içinde oluşan görünmez güç dengeleri.
Ve açık konuşalım: Eğer bu meseleleri konuşmazsak, Türkiye’de girişimcilik ekosistemi nicelik olarak büyür ama nitelik olarak aynı yerde saymaya devam eder.
Ekosistemi asıl büyüten şey güven duygusudur
Bir ekosistemi ayakta tutan şey sadece yatırım değildir. Sadece fon değildir. Sadece etkinlik değildir. Sadece kamu desteği değildir. Sadece başarılı exit hikâyeleri hiç değildir.
Bir ekosistemi ayakta tutan asıl şey güvendir.
Girişimci, bu ekosisteme girdiğinde şunu hissetmelidir:
“Ben doğru çalışırsam, iyi hazırlanırsam, değer üretirsem, bir gün bu masada bana da yer açılır.”
Ama eğer girişimci şunu hissetmeye başlarsa, orada sorun var demektir:
“Ne yaparsam yapayım, zaten masada hep aynı insanlar var.”
Bu duygu çok tehlikelidir. Çünkü girişimciyi sadece kırmaz, sistemden soğutur. İyi niyetini azaltır. Ekosisteme olan aidiyetini zayıflatır. Daha önemlisi, sahici katkı üretmek isteyen insanları kenara iter.
Bugün girişimcilik dünyasında bazen şöyle bir manzara görüyoruz:
Bir etkinlik yapılıyor, konuşmacılar belli.
Başka bir etkinlik yapılıyor, yine benzer kişiler.
Bir çalıştay yapılıyor, masa yine aynı çevre.
Bir rapor hazırlanıyor, görüş alınanlar yine aynı isimler.
Bir medya içeriği üretiliyor, yorum yapanlar yine aynı kişiler.
Bir jüri kuruluyor, koltuklarda yine tanıdık yüzler.
Bir hızlandırma programı yapılıyor, mentor listesi yine benzer çevrelerden oluşuyor.
Elbette tecrübe önemlidir. Elbette bazı insanların yıllar içinde kazandığı birikim kıymetlidir. Elbette ekosisteme emek veren insanların görünür olması doğaldır. Burada meselemiz tecrübeli insanların sahnede olması değil.
Meselemiz, yeni seslere yeterince yer açılmaması.
Çünkü bir ekosistem sadece tecrübeyle büyümez. Yeni seslerle, yeni bakış açılarıyla, farklı şehirlerden gelen katkılarla, genç girişimcilerin cesaretiyle, kadın kurucuların görünürlüğüyle, Anadolu’daki üreticilerin deneyimiyle, sahada gerçekten müşteriyle boğuşan insanların anlatılarıyla büyür.
Ekosistem dediğimiz şey, kapalı bir kulüp değildir.
Ekosistem dediğimiz şey, sürekli aynı insanların birbirini ağırladığı bir protokol alanı değildir.
Ekosistem dediğimiz şey, görünür olanın daha görünür, güçlü olanın daha güçlü olduğu bir sahne düzeni hiç değildir.
Ekosistem dediğimiz şey, yeni gelenin de nefes alabildiği bir ortak üretim alanıdır.
Gruplaşmalar: Girişimcilik dünyasının görünmeyen duvarları
Girişimcilik dünyasında gruplaşmalar bazen çok açık görünmez. Kimse çıkıp “biz kendi aramızda kapalı bir yapı kurduk” demez. Zaten sorun da burada başlar. Çünkü bu yapılar çoğu zaman iyi niyetli ilişkiler, tanışıklıklar, eski dostluklar, ortak projeler, kurumlar arası yakınlıklar üzerinden oluşur.
Bir noktaya kadar bu doğaldır. İnsanlar tanıdığı insanlarla çalışmak ister. Güvendiği kişilerle aynı masaya oturmak ister. Daha önce iş yaptığı insanlarla yeni işler üretmek ister. Bunda kötü bir niyet aramak doğru olmaz.
Ama bu ilişkiler zamanla kapalı bir dolaşım alanına dönüşürse, işte o zaman ekosistem zarar görmeye başlar.
Çünkü bir süre sonra aynı kişiler birbirini önerir.
Aynı kurumlar birbirini sahneye çıkarır.
Aynı ağlar birbirini görünür kılar.
Aynı çevreler birbirinin referansı olur.
Dışarıdan gelenler ise o görünmez çemberi aşmakta zorlanır.
Bu noktada problem sadece adaletsizlik değildir. Problem aynı zamanda verimsizliktir.
Çünkü kapalı gruplar zamanla birbirine benzemeye başlar. Birbirine benzeyen insanlar benzer sorunları görür, benzer çözümler önerir, benzer cümlelerle konuşur. Farklı deneyimler masaya gelmez. Eleştirel bakış azalır. Rahatsız edici ama gerekli sorular sorulmaz.
Ve bir süre sonra ekosistem, kendi kendini tekrar eden bir yankı odasına dönüşür.
Herkes birbirini alkışlar.
Herkes birbirinin etkinliğine gider.
Herkes birbirinin paylaşımına yorum yapar.
Herkes birbirini “çok kıymetli” diye tanıtır.
Ama sahada girişimcinin gerçek problemi hâlâ çözülmemiştir.
Girişimci hâlâ müşteri bulmakta zorlanıyordur.
Girişimci hâlâ yatırımcıya ulaşamıyordur.
Girişimci hâlâ doğru mentoru bulamıyordur.
Girişimci hâlâ satış yapmayı öğrenemiyordur.
Girişimci hâlâ finansal raporlama yapamıyordur.
Girişimci hâlâ kurumsal şirketlerin kapısından içeri giremiyordur.
O zaman sormamız gerekiyor:
Biz gerçekten ekosistemi mi büyütüyoruz, yoksa ekosistem görüntüsü veren kapalı ilişkiler ağlarını mı büyütüyoruz?
Tekelleşme sadece piyasada olmaz, görünürlükte de olur
Tekelleşme kelimesini genellikle şirketler, pazar payları, rekabet hukuku veya büyük ekonomik yapılar için kullanırız. Ama bana göre ekosistemlerde de görünmez tekelleşmeler olabilir.
Mesela görünürlük tekelleşmesi.
Bazı isimler o kadar sık sahneye çıkar ki, ekosistemin tamamını onlar temsil ediyormuş gibi bir algı oluşur. Halbuki Türkiye’nin farklı şehirlerinde, farklı sektörlerinde, farklı yaş gruplarında, farklı sosyoekonomik geçmişlerden gelen çok sayıda kıymetli insan var.
Mesela bilgi tekelleşmesi.
Bazı kişiler veya kurumlar “bu işin doğrusu bizde” havasına girer. Girişimcilik gibi doğası gereği değişken, deneysel ve çok boyutlu bir alanda tek doğru varmış gibi konuşmak, ekosistemin öğrenme kapasitesini azaltır.
Mesela network tekelleşmesi.
Bazı çevreler yatırımcıya, kuruma, basına, kamuya, uluslararası bağlantılara erişimi kendi etrafında tutar. Bu erişimi paylaşmak yerine, güç alanı olarak kullanır. İşte bu çok tehlikelidir.
Çünkü girişimcilik ekosisteminde en değerli kaynaklardan biri erişimdir.
Bilgiye erişim.
Sermayeye erişim.
Müşteriye erişim.
Sahneye erişim.
Medyaya erişim.
Doğru insana erişim.
Eğer bu erişimler belli çevrelerin içinde sıkışırsa, ekosistem kapsayıcı olmaktan çıkar.
Burada şunu da açıkça söylemek gerekir: Ekosistemin güçlü isimleri, güçlü kurumları, deneyimli aktörleri daha fazla sorumluluk taşımalıdır. Çünkü görünürlüğü yüksek olan insanın sorumluluğu da yüksektir.
Sahneye daha kolay çıkan insan, sahneye çıkamayanları da düşünmelidir.
Yatırımcıya daha kolay ulaşan kişi, ulaşamayan girişimcilerin de sesini duymalıdır.
Kamuya yakın duran kurum, sadece kendi çevresini değil, geniş ekosistemi gözetmelidir.
Güç, paylaşılmadığında güven kaybettirir.
Görünürlük, dağıtılmadığında rahatsızlık üretir.
Network, kapatıldığında ekosistemi büyütmez; daraltır.
Hep aynı insanların sahnede olması neden sorun?
Bir etkinlikte aynı kişinin konuşması sorun değildir. Bir konuda uzmanlaşmış birinin tekrar tekrar davet edilmesi de bazen doğaldır. Ama her etkinlikte, her başlıkta, her panelde, her mikrofonun önünde aynı yüzleri görmeye başladığımızda orada artık yapısal bir problem vardır.
Çünkü sahne sadece konuşma alanı değildir. Sahne aynı zamanda meşruiyet alanıdır.
Bir insan sahneye çıktığında, o kişiye “bu konuda sözü dinlenir” mesajı verilir. Bir kişi sürekli sahneye çıkıyorsa, o kişinin ekosistemdeki temsil gücü artar. Bir kişi sürekli görünürse, daha fazla davet alır. Daha fazla davet aldıkça daha fazla görünür. Bu döngü zamanla kendi kendini besler.
Peki ya sahneye hiç çıkamayanlar?
Onların bilgisi yok mu?
Onların deneyimi yok mu?
Onların söyleyecek sözü yok mu?
Onların başarısı daha mı az kıymetli?
Onların hikâyesi daha mı az öğretici?
Bazen en değerli hikâyeler, en az konuşan insanların içinde saklıdır. Bazen sahnede çok iyi konuşan biri değil, sahada çok zor şartlarda müşteri kazanan bir girişimci daha fazla şey öğretir. Bazen yatırım dünyasını anlatan profesyonel bir konuşmacı değil, yatırım alamadığı hâlde ayakta kalmayı başarmış bir kurucu daha gerçek bir ders verir.
Bu yüzden sahnelerimizi daha kapsayıcı hale getirmeliyiz.
Kadın kuruculara daha fazla yer açmalıyız.
Genç girişimcilere daha fazla söz vermeliyiz.
Anadolu’daki girişimcileri merkeze taşımalıyız.
Başarısızlık hikâyelerini de konuşmalıyız.
Sadece yatırım alanları değil, müşteri kazanmayı başaranları da dinlemeliyiz.
Sadece İstanbul merkezli değil, Ankara, İzmir, Konya, Kayseri, Gaziantep, Eskişehir, Bursa, Samsun, Antalya, Diyarbakır ve daha birçok şehirden gelen sesleri de duymalıyız.
Çünkü Türkiye girişimcilik ekosistemi birkaç şehirden, birkaç kurumdan, birkaç kişiden ibaret değildir.
Ekosistemi büyüten şey alkış değil, adil dolaşımdır
Bir ekosistemde sermaye dolaşmalı.
Bilgi dolaşmalı.
Sahne dolaşmalı.
Fırsat dolaşmalı.
Mentorluk dolaşmalı.
Müşteri erişimi dolaşmalı.
Medya görünürlüğü dolaşmalı.
Kurumlarla temas dolaşmalı.
Eğer bunlar dolaşmıyorsa, ekosistem büyüyor gibi görünür ama derinleşmez.
Bazen bir etkinlikte çok güzel ışıklar, çok iyi sahne tasarımı, çok güçlü sponsor logoları, çok kalabalık salonlar olabilir. Fakat o etkinlikten sonra girişimcinin hayatında hiçbir şey değişmiyorsa, orada gerçek etkiyi yeniden sorgulamamız gerekir.
Girişimcilik ekosistemi etkinlik sayısıyla değil, girişimcinin ilerleme hızıyla ölçülmelidir.
Kaç girişim müşteriyle buluştu?
Kaç girişim yatırımcıya doğru şekilde hazırlandı?
Kaç girişim satış yapmayı öğrendi?
Kaç girişim ihracat bağlantısı kurdu?
Kaç girişim kurumsal şirketlerle pilot çalışma yaptı?
Kaç girişim finansal sürdürülebilirliğini güçlendirdi?
Kaç girişim doğru mentora ulaştı?
Bu soruların cevabını veremiyorsak, sadece kalabalık üretmiş olabiliriz. Kalabalık üretmek ile ekosistem üretmek aynı şey değildir.
Eleştiri kültüründen neden korkuyoruz?
Ekosistemimizin en büyük eksiklerinden biri de sağlıklı eleştiri kültürüdür. Biz çoğu zaman eleştiriyi saldırı gibi algılıyoruz. Bir kişi “burada bir sorun var” dediğinde hemen savunmaya geçiyoruz.
“Sen ne yaptın?”
“Sen kimsin?”
“Bunu neden şimdi söylüyorsun?”
“Bu kadar emek veriliyor, yine de eleştiriyorsunuz.”
Bu refleksleri çok görüyoruz.
Halbuki eleştiri, doğru yapıldığında ekosistem için bir temizlik aracıdır.
Elbette yıkıcı, kişisel, küçümseyici eleştiri doğru değildir. Ama yapıcı, dürüst, cesur eleştiriye ihtiyacımız var. Çünkü her şeyin çok güzel olduğunu söyleyerek hiçbir şeyi iyileştiremeyiz.
Bugün girişimcilik ekosisteminde şu soruları daha cesur sormalıyız:
Neden bazı kurumlar sürekli aynı çevrelerle çalışıyor?
Neden bazı girişimciler hiçbir zaman görünür olamıyor?
Neden bazı panellerde farklı görüşlere yer verilmiyor?
Neden bazı programlarda gerçek etki ölçülmüyor?
Neden bazı hızlandırma programları sadece etkinlik takvimi gibi çalışıyor?
Neden yatırım alan girişimler konuşuluyor da müşteri kazanan girişimler yeterince konuşulmuyor?
Neden başarısızlıklarımızı paylaşmaktan bu kadar korkuyoruz?
Neden ekosistemde bazı isimlere karşı eleştiri yapmak neredeyse imkânsız hale geliyor?
Bu sorular rahatsız edebilir. Ama rahatsızlık bazen gelişimin ilk adımıdır.
“Benim çevrem” değil, “bizim ortak alanımız” diyebilmek
Girişimcilik ekosisteminde en tehlikeli cümlelerden biri şudur:
“Benim çevrem.”
Elbette hepimizin çevresi var. Hepimizin tanıdığı insanlar, birlikte çalıştığı kurumlar, güvendiği dostlar var. Ama ekosistem inşa etmek istiyorsak, “benim çevrem” düşüncesinden “bizim ortak alanımız” düşüncesine geçmek zorundayız.
Çünkü ekosistem kişisel network büyütme alanı değildir.
Ekosistem, ortak değer üretme alanıdır.
Bir etkinlik düzenliyorsak sadece tanıdıklarımızı değil, gerçekten katkı sunabilecek yeni isimleri de düşünmeliyiz.
Bir jüri kuruyorsak sadece prestijli isimleri değil, girişimciye doğru soruyu sorabilecek kişileri de seçmeliyiz.
Bir mentör havuzu oluşturuyorsak sadece kartviziti güçlü insanları değil, gerçekten zaman ayıracak, girişimcinin derdine eğilecek insanları dahil etmeliyiz.
Bir medya içeriği hazırlıyorsak sadece görünür isimleri değil, görünmeyi hak eden ama fırsat bulamamış insanları da bulmalıyız.
Bir girişimciyi yatırımcıyla buluşturuyorsak bunu güç gösterisi olarak değil, sorumluluk olarak yapmalıyız.
Çünkü ekosistemde en değerli şeylerden biri kapı açmaktır. Ama kapı açmak, sadece kendi çevremizdekilere yapılınca ekosistem büyümez. Gerçek kapı açıcılık, bizden olmayanı da içeri davet edebilmektir.
Girişimciler de kendine bakmalı
Bu yazıda sadece ekosistem aktörlerini eleştirmek haksızlık olur. Girişimcilerin de kendine bakması gerekiyor.
Çünkü bazen girişimciler de “beni kimse görmüyor” derken, gerçekten görülmeyi hak edecek hazırlığı yapmamış olabiliyor. Sunumu zayıf, iş modeli belirsiz, müşteri validasyonu eksik, finansal yapısı dağınık, ürün-pazar uyumu tartışmalı bir girişimin sadece görünürlük isteyerek ilerlemesi mümkün değil.
Evet, ekosistem daha adil olmalı.
Evet, sahneler daha kapsayıcı olmalı.
Evet, networkler daha paylaşımcı olmalı.
Ama girişimci de sahneye çıktığında gerçekten söyleyecek sözü olmalı.
Bu yüzden girişimcilere de şunu söylemek isterim:
Sadece davet beklemeyin, değer üretin.
Sadece sahne istemeyin, sahneye çıkınca ne anlatacağınızı hazırlayın.
Sadece yatırımcıya ulaşmak istemeyin, yatırımcıya neden ulaşmanız gerektiğini kanıtlayın.
Sadece network aramayın, siz de başkalarına network olun.
Sadece şikâyet etmeyin, alternatif üretin.
Ekosistem karşılıklı bir ilişkidir. Kurumlar girişimciye alan açmalı, girişimci de o alanı dolduracak ciddiyeti göstermelidir.
Yeni bir ekosistem sorumluluğuna ihtiyacımız var
Bence Türkiye girişimcilik ekosisteminin yeni bir sorumluluk anlayışına ihtiyacı var.
Çünkü mesele sadece strateji değil. Sadece yatırım değil. Sadece etkinlik değil. Sadece mentorluk değil.
Mesele aynı zamanda niyet meselesi.
Bir girişimciyle görüşürken gerçekten ona fayda sağlamak mı istiyoruz, yoksa kendi görünürlüğümüzü mü artırıyoruz?
Bir etkinlik düzenlerken gerçekten ekosistemi mi büyütmek istiyoruz, yoksa fotoğraf karesi mi üretmek istiyoruz?
Bir yatırımcı paneli yaparken gerçekten girişimciye yol göstermek mi istiyoruz, yoksa yatırımcı isimleriyle prestij mi toplamak istiyoruz?
Bir mentörlük programı yaparken gerçekten girişimcinin yanında mı duruyoruz, yoksa CV’mize yeni bir başlık mı ekliyoruz?
Bir kurumla iş birliği yaparken gerçekten ortak değer mi üretiyoruz, yoksa sadece logoları yan yana mı getiriyoruz?
Bu soruların cevabı bizim ekosistem kültürümüzü belirler.
Benim hayalimdeki ekosistem; daha çok etkinlik yapılan değil, daha çok sonuç üreten bir ekosistem.
Daha çok konuşan değil, daha çok dinleyen bir ekosistem.
Daha çok vitrin yapan değil, daha çok kapı açan bir ekosistem.
Daha çok aynı kişileri büyüten değil, yeni insanlara alan açan bir ekosistem.
Daha çok “ben” diyen değil, daha çok “biz” diyebilen bir ekosistem.
Daha sağlıklı bir girişimcilik ekosistemi için ne yapmalıyız?
Bu yazının sadece eleştiri olarak kalmasını istemem. Çünkü eleştiri çözümle birleşmediğinde bir süre sonra yorgunluk üretir. O yüzden birkaç net öneri paylaşmak istiyorum.
Birincisi, etkinliklerde konuşmacı çeşitliliği ilkesi olmalı. Her panelde aynı isimleri görmek yerine, yeni sesleri dahil eden bilinçli bir kürasyon yapılmalı.
İkincisi, girişimcilik programları etki ölçümü yapmalı. Kaç girişim müşteri buldu, kaç girişim satış yaptı, kaç girişim yatırımcı görüşmesine hazırlandı, kaç girişim ihracat bağlantısı kurdu? Bunlar raporlanmalı.
Üçüncüsü, mentör havuzları gerçekten aktif kişilerden oluşmalı. İsmi güçlü ama zamanı olmayan mentor yerine, daha az bilinen ama gerçekten emek veren mentor daha kıymetlidir.
Dördüncüsü, medya görünürlüğü daha adil dağıtılmalı. Sadece yatırım alan girişimler değil, müşteri kazanan, istihdam sağlayan, Anadolu’da çalışan, kadın kurucu liderliğinde büyüyen, sessiz ama sağlam ilerleyen girişimler de görünür olmalı.
Beşincisi, yatırımcı erişimi daha şeffaf hale getirilmeli. Girişimciler kime, nasıl, hangi kriterlerle ulaşabileceğini bilmeli. Kapalı devre referans sistemleri, iyi girişimlerin önünü kesmemeli.
Altıncısı, kamu destekli ekosistem programlarında bölgesel ve tematik çeşitlilik gözetilmeli. Türkiye’nin girişimcilik potansiyeli sadece birkaç merkezden ibaret değil.
Yedincisi, ekosistem aktörleri birbirini sadece alkışlamamalı, gerektiğinde nazik ama net şekilde uyarmalı. Sağlıklı eleştiri kültürü güçlenmeli.
Sekizincisi, başarılı girişimciler sahneye çıktığında sadece başarılarını değil, kırılma anlarını, hatalarını ve öğrendiklerini de anlatmalı. Çünkü girişimci en çok gerçek hikâyeden öğrenir.
Dokuzuncusu, sahneye çıkamayanları bulmak için özel çaba gösterilmeli. Çünkü bazen en değerli insanlar davet beklemez; onları arayıp bulmak gerekir.
Onuncusu, ekosistemde güç sahibi olan herkes kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben bugün kime alan açtım?”
Bu soru çok basit ama çok dönüştürücü bir sorudur.
Son söz: Ekosistem büyümek istiyorsa, alan açmayı öğrenmeli
Türkiye girişimcilik ekosistemi önemli bir eşikte. Bir tarafta büyük fırsatlar var. Yapay zekâ, savunma sanayii, finansal teknolojiler, iklim teknolojileri, sağlık teknolojileri, oyun, e-ticaret, mobilite, akıllı şehirler, üretim teknolojileri gibi birçok alanda ciddi potansiyelimiz var.
Ama diğer tarafta kültürel sorunlarımız da var. Gruplaşmalar, görünürlük tekelleşmesi, hep aynı insanların konuşması, yeni seslere yeterince alan açılmaması, sağlıklı eleştiri kültürünün zayıflığı, etkinliklerin bazen gerçek etki yerine vitrin üretmesi…
Bunları konuşmak zorundayız.
Çünkü bu ekosistemi gerçekten seviyorsak, onun daha adil, daha kapsayıcı, daha üretken ve daha güçlü olmasını istemeliyiz.
Benim derdim kimseyi kırmak değil. Benim derdim şu soruyu hep birlikte sormak:
“Biz gerçekten bir ekosistem mi inşa ediyoruz, yoksa kendi küçük çevrelerimizi ekosistem zannederek mi ilerliyoruz?”
Bu soruya dürüst cevap verdiğimiz gün, bence çok şey değişecek.
Çünkü gerçek ekosistem, sadece güçlülerin birbirini büyüttüğü yer değildir. Gerçek ekosistem, güçlülerin yeni gelenlere alan açtığı yerdir.
Gerçek ekosistem, sadece sahnedekilerin konuştuğu yer değildir. Gerçek ekosistem, arka sıralarda oturanların da bir gün söz alabildiği yerdir.
Gerçek ekosistem, sadece alkışla büyümez. Adaletle büyür. Güvenle büyür. Paylaşımla büyür. Cesur eleştiriyle büyür. Yeni insanlara açılan kapılarla büyür.
Bugün hepimize düşen sorumluluk şu:
Daha az gruplaşma, daha çok paylaşım.
Daha az vitrin, daha çok etki.
Daha az aynı isim, daha çok yeni ses.
Daha az kapalı çevre, daha çok ortak üretim.
Daha az görünürlük yarışı, daha çok gerçek katkı.
Çünkü girişimcilik sadece şirket kurma meselesi değildir. Girişimcilik bir kültür meselesidir. Ve bu kültürü daha sağlıklı, daha adil, daha kapsayıcı hale getirmek hepimizin sorumluluğudur.
Gifi+ okuyucuları için bu pazartesi yazısında kapıyı biraz sert bir yerden açmış olabilirim. Ama bazen gerçek bir iyileşme için önce rahatsız edici soruları sormak gerekir.
Ben bu ekosisteme inanıyorum. Bu ülkenin girişimcilerine inanıyorum. Yeni nesil kurucuların cesaretine inanıyorum. Anadolu’daki üretim gücüne, gençlerin enerjisine, kadın girişimcilerin direncine, teknoloji geliştiren ekiplerin emeğine inanıyorum.
Ama bu inancın gereği, sorunları görmezden gelmek değil. Tam tersine, sorunları daha cesur konuşmak.
Çünkü ekosistem dediğimiz şey, sadece birbirimizi alkışladığımızda değil; birbirimizi daha iyiye çağırdığımızda gerçek anlamda büyür.
Ve belki de artık kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Bu ekosistemde daha çok insana alan mı açıyoruz, yoksa alanları farkında olmadan daraltıyor muyuz?
Cevap, hepimizin bundan sonra nasıl davranacağında saklı.


