Girişimcilik ekosistemi, dışarıdan bakanlar için bazen anlaması güç bir terminoloji bulutu gibi görünebilir. Ancak bu kelimelerin her biri, aslında bir girişimin yaşam fonksiyonlarının çalışma prensibindeki teknik birer organa karşılık gelir. İlk yazımda, bu meşhur kelimelerin “plaza” yankısı ile teknik karşılığı arasındaki o ara koridorda bir yolculuğa çıkalım.


Pivoting / Pivot Etmek

Eric Ries’ın The Lean Startup kitabında tanımladığı bu kavram, stratejik bir yön değişikliğini ifade eder. Ama teknik dünyada pivot etmek; bir aracın otoyolda saatte 120 km hızla giderken şoförün, koltuğundan arka koltuğa geçmeye çalışması gibidir.

Yani şoförün sorumluluğu o hızda koltuk değiştirirken (iş modelini), arabanın yoldan çıkmamasını (sistemin çökmemesini) sağlamaktır. Eğer kurumsal iskeletiniz ve iş süreçleriniz “modüler” bir yapıda değilse, o koltuk boş kaldığı an kontrol kaybedilebilir ve şarampole yuvarlanmanız kaçınılmaz olacaktır.

Twitter aslında Odeo adında bir podcast platformu olarak doğdu. Apple’ın iTunes hamlesiyle Odeo işlevsiz kalınca, ekip “mikroblog” fikrine pivot etti. Teknik başarıları, mevcut mesajlaşma altyapısını hızla 140 karakterlik bir fırtınaya dönüştürebilmeleriydi.


Scalability / Ölçeklenebilirlik

Ara koridordan çıktığımızda ölçeklenmek, genelde “daha fazla reklam bütçesiyle daha fazla satış” sanılabilir. Oysa teknik karşılığı, sistemin üzerine binen iş yükü arttığında sistemin çökmemesi, diğer bir tabirle kıyafet dikişlerinin patlamamasıdır.

Ölçeklenebilirlik, çocuğa “seneye de giyer” diye üç beden büyük mont almak değil; o montun, çocuk büyüdükçe dikişlerini kendi kendine genişleten akıllı bir kumaşa sahip olmasıdır. Profesyonel bir bakış açısıyla ölçeklenme; işlem hacmi 10 katına çıktığında operasyonel karmaşıklığın aynı oranda artmaması, büyümenin getirdiği “sürtünme katsayısını” insan gücüyle değil, sistem zekasıyla yönetebilme becerisidir.

WhatsApp, Facebook tarafından satın alındığında 450 milyon kullanıcıya sadece 32 mühendisle hizmet veriyordu. Bu, her yeni kullanıcı için yeni bir maliyet yaratmak yerine; binlerce sunucuyu tek bir orkestra şefi gibi yönetecek bir otomasyon mimarisi kurmanın zaferidir.


MVP / Minimum Uygulanabilir Ürün

Literatüre baktığımızda bu terim, “en az özellikli ürün” değil, “öğrenmeyi en üst düzeye çıkaran ürün” anlamına gelir. MVP, üzerine kat çıkılamayacak bir gecekondu yapmak değil; temeli sağlam, ancak şimdilik tek katlı bir bina inşa etmektir. Eğer kapsam yönetiminde temel kolonları zayıf tutarsanız, ikinci katı çıktığınızda binanın kendi ağırlığı altında çökmesi kaçınılmazdır.

Drew Houston, Dropbox için binlerce satır kod yazmadan önce sadece bir video yayınladı. Ürünün teknik olarak “dosya senkronizasyonu” yapabildiğini gösteren bu video, binlerce kişinin bekleme listesine girmesini sağladı. İşte en saf haliyle MVP: Kod yazmadan önce “pazarın bu çözüme ihtiyacı var mı?” sorusunun teknik ispatıdır.


Burn Rate / Nakit Yakma Hızı

Burn Rate, genellikle sadece “kasadaki paranın tükenme hızı” olarak görülür ve bir panik unsuru olarak yankılanır. Ancak teknik ve yönetimsel karşılığı; bir girişimin büyüme motorunu beslemek için tükettiği birim enerji ve bu enerjinin ne kadarının “ısıya”, ne kadarının “harekete” dönüştüğüdür.

Bu durum biraz mangal yakmaya benzer. Ateş bir türlü harlanmıyor diye üzerine ısrarla çıra ve yanıcı jel atarsanız, eti pişiremeden kömürü bitirmeniz oldukça olasıdır. Profesyonel bir kaynak yönetiminde burn rate; plansız harcama değil, birim maliyet başına elde edilen kazanımın (ROI) ölçüsüdür.

Uber, küresel pazarlara yayılırken devasa bir burn rate ile hareket etti. Ancak bu plansız bir israf değil, pazar payını domine etmek için kurgulanmış bilinçli bir kaynak tahsisiydi. Teknik altyapı, yakılan her doların karşılığında sisteme kaç yeni kullanıcı eklendiğini milimetrik olarak ölçebiliyordu.


Sonuç itibariyle; girişimcilik sözlüğündeki kelimeler sahnede çok şık durur; ama o kelimelerin hakkını vermek için mutfakta olmak, yani teknik gerçekliğe ve literatüre hakim olmak gerekir. Günün sonunda yatırımcılar kelimelere, müşteriler ise o kelimelerin arkasındaki “çalışan” ürüne güven duyar.

Sonuçta başarı, bu kavramları ne kadar sık telaffuz ettiğimizle değil; yarattıkları operasyonel erozyonu nasıl yönettiğimizle ölçülür. Bizim görevimiz, süslü cümlelerin yarattığı boşluğu veriye dayalı stratejilerle doldurarak belirsizliği yönetilebilir kılmaktır.

İlgili Yazılar