Girişimcilik ekosisteminde son dönemde en çok duyduğumuz kelimelerden biri: Network.
“Network’ünü genişlet.”
“Doğru insanlarla tanış.”
“Çevreni büyüt.”
“Etkinliklere git, insanlarla tanış.”
Hepsi doğru.
Ama bir noktada network yapmakla insan biriktirmeyi birbirine karıştırmaya başladık.
Bir etkinliğe gidiyorsun.
Kartvizitler alınıyor. LinkedIn’den ekleşiliyor. Instagram’dan takip ediliyor. Birkaç fotoğraf çekiliyor. Birkaç “Tanıştığımıza memnun oldum” cümlesi kuruluyor.
Sonra herkes kendi hayatına dönüyor.
Ertesi gün o insanların yarısının ne yaptığını hatırlamıyoruz.
Bir kısmının adını bile.
Peki gerçekten network mü yaptık?
Yoksa sadece kalabalığın içinde birbirimizin telefon rehberine mi girdik?
Bence girişimcilik ekosisteminin bugün biraz buna ihtiyacı var.
Daha fazla insana değil.
Daha anlamlı karşılaşmalara.
Çünkü gerçek bağlantı, birinin kartvizitini almakla başlamıyor.
Ne yaptığını gerçekten dinlemekle başlıyor.
Neye ihtiyacı olduğunu anlamakla.
Bir problemi olduğunda “Ben bunun için birini tanıyorum” diyebilmekle.
Hatta bazen hiçbir şey istemeden, sadece konuşabilmekle.
Ama bunun için de bir sorun var.
Herkes konuşmak istiyor.
Çok az insan dinliyor.
Herkes kendini anlatıyor.
Çok az insan karşısındaki insanın hikâyesini merak ediyor.
Herkes yatırımcıyla tanışmak istiyor.
Ama belki de aynı masada oturduğu girişimcinin ne yaptığını gerçekten anlamaya çalışmıyor.
Herkes “network” arıyor.
Ama kimse “Ben bu insana ne katabilirim?” diye sormuyor.
Belki de kelimeyi biraz değiştirmemiz gerekiyor.
Network değil, bağlantı.
Çünkü network sayılabilir.
Kaç kişiyi tanıyorsun?
Kaç yatırımcı ekli?
Kaç girişimciyle bağlantın var?
Kaç etkinliğe katıldın?
Ama bağın bir sayısı yok.
Bir insanın zor zamanında arayabildiğin kişi sayısıyla ölçülmüyor.
Bazen bir kişiyle kurduğun gerçek bir bağ, yüzlerce LinkedIn bağlantısından daha değerli olabiliyor.
Üstelik girişimcilik ekosisteminde bunun için ciddi bir fırsat var.
Aynı şehirde, hatta aynı odada birbirine gerçekten katkı sağlayabilecek yüzlerce insan bulunuyor.
Girişimciler.
Yatırımcılar.
Kurumsal şirketler.
Öğrenciler.
Mentorlar.
Fikir aşamasındaki insanlar.
Deneyip başarısız olmuş insanlar.
Ve belki de en değerlisi, henüz birbirini tanımayan insanlar.
Mesele onları aynı mekâna getirmek değil.
Mesele gerçekten konuşturabilmek.
Bazen büyük sahnelere, yüzlerce kişilik salonlara, peş peşe panellere ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum.
Bazen daha küçük bir masaya.
Daha uzun bir sohbete.
Telefonların biraz daha az çıkarıldığı bir ortama.
Ve “Sen ne iş yapıyorsun?” sorusunun hemen ardından gerçekten dinlenen bir cevaba ihtiyacımız var.
Belki de girişimcilik ekosisteminin ihtiyacı daha büyük bir network değil.
Daha güçlü bağlar.
Ve belki de eylül ayında, bunun nasıl mümkün olabileceğini deneyen bir buluşmaya denk geliriz.


