Son dönemde en çok duyduğum kelimelerden biri “ekosistem.”
Ama en az karşılaştığım şeylerden biri de belki gerçekten ekosistem.
Çünkü ekosistem dediğiniz şey; insanların birbirini büyüttüğü, bilgisini paylaştığı, kapıları birbirine açtığı bir yapı olmalı.
Bazen ise insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Gerçekten bir ekosistemin içinde miyiz?
Yoksa herkes kendi küçük yankı odasını kurmanın peşinde mi?
İlk zamanlarda tanıştığım bazı insanlara bakıp içimden şöyle diyordum:
“Bu nedir? Bu neyin egosu yahu?”
Daha iki dakika olmadan odanın en önemli insanı olduğunu hissettirmeye çalışanlar…
Mesafeyi profesyonellik sananlar…
Ulaşılmaz olmayı prestij zannedenler…
Başta bunu birkaç kişiye özgü sanıyordum.
Meğer değilmiş.
Geçenlerde genç bir girişimciyle sohbet ediyoruz.
Laf arasında bana şunu söyledi:
“Abi, bana sürekli ‘Çok mütevazısın, olma.’ diyorlar.”
Bir an duraksadım.
Çünkü bunu söyleyen kendisi değildi.
Ona akıl veren, yıllardır bu dünyanın içinde olan kişilerdi.
Yani tevazu artık övülen bir özellik değil; törpülenmesi gereken bir zayıflık gibi görülmeye başlamıştı.
Mesaj açıktı:
Biraz ulaşılmaz ol.
Biraz mesafe koy.
Herkese hemen dönme.
Çok samimi olma.
Yoksa seni yeterince önemli sanmazlar.
O an şunu fark ettim.
Sorun birkaç kişinin egosu değil.
Sorun, egonun tecrübeymiş gibi tavsiye edilmesi.
Belki de bunun sebebi, görünürlük ile değerin birbirine karıştırılması.
Sanki ne kadar zor ulaşılırsan, o kadar değerlisin.
Oysa ulaşılmaz olmakla değerli olmak aynı şey değil.
Bir de başka bir gerçek var.
Bazılarının hedefi büyümek değil.
Küçük bir gölde en büyük balık olmak.
Çünkü daha büyük bir göle geçtiğinde, artık herkes gibi oluyorsun.
Yeniden kendini ispat etmen gerekiyor.
Oysa aynı gölde yıllarca “en büyük balık” olarak kalmak daha güvenli.
Belki de bu yüzden aynı insanlar…
Aynı etkinlikler…
Aynı masalar…
Herkes birbirini tanıyor.
Herkes birbirini alkışlıyor.
Herkes birbirinin ne kadar önemli olduğunu birbirine anlatıyor.
Yanlış anlaşılmasın.
Bugün birçok insanın neden böyle davrandığını az çok anlayabiliyorum.
Görünür kalmanın zor olduğu bir dünyada insanlar bazen karakterleriyle değil, refleksleriyle hareket ediyor.
Belki gerçekten bunun işe yaradığını düşünüyorlar.
İnsan buna hak verebiliyor.
Ama normalleştiremiyor.
Çünkü bir davranışı anlamak, onu doğru kabul etmek anlamına gelmiyor.
Ben de bütün bunlardan sonra bir karar verdim.
“Demek ki bu işin kuralı buymuş.” diyeceğimi sandınız, değil mi?
Hayır.
Tam tersine…
Tevazudan da samimiyetten de vazgeçmeyeceğim.
Belki bu yüzden bazı kapılar daha geç açılır.
Belki daha az “önemli” görünürüm.
Ama insanların hafızasında kibir değil, karakter kalıyor.
Ve belki de başlıktaki cümleyi de düzeltmek gerekiyor.
Belki sorun, ekosistemin tevazu kaldırmaması değil.
Belki sorun, bizim tevazuyu zayıflık sanmamız.
İşte onu değiştirmek de bir yerden başlayacak.
Ben kendi adıma, o başlangıcın parçası olmaya çalışacağım.


