LinkedIn’i açıyorsunuz.
Herkes “gururlu ve onurlu”.
Herkes inanılmaz bir kilometre taşını devirmiş.
Herkesin girişimi roket gibi büyüyor.
Bütün kahve sohbetleri ilham verici, bütün iş birlikleri “stratejik”.
Gerçekten mi?
Türkiye girişimcilik ekosisteminin yeni konfor alanı burası: Dijital vitrin. Üründen çok algıya, müşteriden çok etkileşime yatırım yapıyoruz.
Mükemmel tasarlanmış unvanlar… Özenle seçilmiş kelimelerle yazılan başarı hikayeleri… Ama o parlak vitrinin arkasındaki depoda işler hiç de öyle değil.
1. “Gururlu ve Onurlu” Salgını
Bugün ekosistemde ürünü henüz çalışmayan ama kurumsal LinkedIn kimliği kusursuz olan binlerce girişimci var.
Logo tasarımı harika, bio’su İngilizce kelimelerle dolu.
Fakat sahaya inip baktığınızda tablo bambaşka.
Sahada kod çalışmıyor.
Sahada müşteri faturayı zamanında ödemiyor.
Sahada “stratejik ortak” dediğiniz dev kurum, mailinize üç hafta sonra dönüyor.
Maaş günleri yaklaşırken yaşanan o mide kramplarını kimse LinkedIn’de paylaşmıyor. Yatırımcının masadan son anda kalktığı o soğuk öğleden sonralarını kimse madde madde anlatmıyor.
Girişimcilik, klavye başında “sinerji” yaratmak değil, ofiste kriz yönetmektir.
2. Kayıt Dışındaki Gerçekler
Gifi+ stüdyolarında sürekli farklı alanlardan kurucuları ağırlıyor, saatlerce ekosistemi, vizyonları ve ürünleri konuşuyoruz.
Ama size bir sır vereyim:
Hikayelerin en vurucu, en sahici kısımları genellikle ışıklar kapanıp kayıt bittiğinde, o kahveler içilirken anlatılanlar oluyor.
Çünkü asıl girişimcilik o “kirli” gerçeklerde gizli. Mükemmel görünen lansmanlarda değil; ürün çöktüğünde sabaha kadar uyanık kalınan, ekibin birbirine girdiği ama günün sonunda o sorunun çözüldüğü anlarda gizli.
Eğer bir kurucu, kişisel marka algısını optimize etmeye harcadığı mesaiyi, ürününün hatalarını düzeltmeye harcamıyorsa, o girişim zaten ölmüştür.
Sadece cenazesi henüz dijital platformlara düşmemiştir.
3. Başarısızlık Porno’sundan Çıkmak
Evet, bazen başarısızlıklar da paylaşılıyor.
Ama o bile bir PR çalışması kıvamında. “Düştük ama nasıl mükemmel kalktık” temalı, sonu her zaman başarıya bağlanan steril hikayeler.
Oysa startup dünyasının steril hiçbir yanı yoktur.
Tozludur, yorucudur, bazen gerçekten sadece başarısız olunur ve oradan tek bir ders bile çıkarılamaz.
Bu sahte mükemmellik algısından sıyrılmamız gerekiyor.
Sürekli birbirini tebrik eden bir yankı fanusu ekosistemi büyütmez, sadece egoları besler.
Son Söz
Gerçek bağlar filtreli başarılarla değil, filtresiz kriz anlarında kurulur. Eğer gerçekten global çapta işler çıkarmak istiyorsak, önce kendimize dürüst olmalıyız.
Vitrinleri parlatmayı bırakıp, o karanlık ve terli mutfağa geri dönmenin vakti gelmedi mi?
Münir Zakiroğlu


